Atatürk ve Süreyya Ağaoğlu Hikayesi

10 Kasım dolayısıyla Atatürk’ü anlatan bir yazı yazmak isterken aklıma yıllar önce yaşadığım bir olay geldi. Yıllar önce bir gün Alman bir müşterimiz ile yemeğe çıkmıştık. İş dolayısıyla Türkiye’de bulunan misafirimizi en iyi şekilde ağırlamaya çalıştığımız sıkıcı bir iş yemeği olarak başladı. 

Sohbet sohbeti açtı derken konu Türkiye’nin durumundan Mustafa Kemal Atatürk’e kadar geldi. Yabancı misafirimiz Atatürk’ü neden seviyorsunuz? diye sordu. Hepimiz klasik cevaplar verdik, büyük bir lider, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu vs. bilindik şeyler. Fakat cevaplarımız misafirimizi tatmin etmemiş olacak ki sorusunu şöyle düzeltti. Bu söyledikleriniz ona neden saygı duyduğunuzu anlatıyor. Fakat ben Duygu olarak sana soruyorum, sen Atatürk’ü neden seviyorsun? Bende ona duymaktan hiç usanmadığım, her dinlediğim/okuduğumda çok etkilendiğim Atatürk ve Süreyya Ağaoğlu arasında geçen hikayeyi anlattım. 

Süreyya Ağaoğlu 

Türkiye’nin ilk kadın avukatlarından biri olan Süreyya Ağaoğlu’nun ne kadar özel bir insan olduğundan bahsederek başlamak daha doğru olur. 1920 yılında başarı ile bitirdiği İstanbul Kız Lisesi’nden sonra İstanbul Darülfünun Hukuk Medresesi’ne başvurmuş ancak o dönem Hukuk Fakültesi kadınlara eğitim vermediği için başvurusu kabul edilmemiş. Ama o çocukluk hayali olan avukatlık için savaşını vermiş üç arkadaşını daha ikna ederek hukuk fakültesinin kadın sınıfını açtırmıştır. Öğrenimini tamamladıktan sonra ailesi ile Ankara taşınıp Adliye Vekaleti Umur-u Cezaiye Müdüriyetinde staja başlamıştır.

Süreyya Ağaoğlu’nun babası tanınmış siyaset insanı, yazar, gazeteci ve Atatürk’ün yakın arkadaşlarından Prof. Dr. Ahmet Ağaoğlu’dur. O sebeple Ağaoğlu, Atatürk’ü yakından tanıma şerefine nail olmuştur. Yaşadığı bir anıyı kendi ağzından şöyle anlatır.

Atatürk ve Süreyya Ağaoğlu

“Öğle yemekleri Melahat ile benim için bir problem olmuştu. Çünkü o devirde Ankara’da ‘İstanbul Lokantası’ adlı restorandan başka yemek yenecek yer yoktu ve bütün milletvekilleri oraya giderdi. Gerçekten, lokantanın hiç hanım müşterisi yoktu. Bir gün babamdan izin alarak Melahat ile o lokantaya gittik, küçük bir bölümünde oturup yemek yedik. Herkes hayretler içinde idi.

İki genç kız tek başlarına lokantada yemek yiyordu. Bizi tanıdıkları için, Basın-Yayın Genel Müdürü olan babama haber derhal ulaştırılmış. Gece babam eve gelince: ‘Başbakan Rauf Bey, Süreyya ile bir hanım arkadaşının lokantada yemek yediğini ve herkesin bundan bahsettiğini söyledi. Bir de kütüphaneye giden bir hanım varmış, onun hakkında da dedikodu yapılıyormuş. Bundan sonra öğle yemeklerine bana gelin.’ dedi. Rauf Bey kütüphanede çalışanın kendi kızı olduğunu sonradan öğrendi.

Bu olaydan sonra, bir rastlantı olarak Gazi, Latife Hanım ile bize geldi; bana çalışma hayatından memnun olup olmadığımı sordu. Ben de bu olayı anlattım. Beni onaylamasını beklerken o: ‘Babanın da Rauf Bey’in de hakları var.’ dedi. Ertesi gün bakanlıkta çalışırken milletvekili Necati Bey telaşla odaya girdi: ‘Süreyya hazır ol, Paşa gelip yemeğe götürecekmiş.’ dedi. Ben ve bütün arkadaşlar şaşırmıştık. Dışarıya çıkınca Gazi’nin gri otomobilinde Siirt Milletvekili Mahmut Bey ve yaveri Muzaffer Bey’in oturduğunu gördüm. Bana: ‘Latife bugün seni öğle yemeğine bekliyor.’ dedi.

Şaşkınlıktan konuşamıyordum. Otomobile bindim. Yolda herkes bize bakıyordu. İstanbul Lokantasının önünde otomobilini durdurdu, Bozüyük Milletvekili Salih Bey’i dışarıya çağırttı. Doğal olarak bütün milletvekilleri lokantadan fırladılar. Biraz onlarla konuştu, sonra yüksek sesle: ‘Bugün Süreyya’yı bize götürüyorum, yarın lokantada yiyecek’ dedi. Evlerine gidince Latife Hanım: ‘Akşam Paşa bu lokanta olayına çok kızdı.’ dedi. Ertesi gün lokanta hikâyesini duyan bazı hanımlar, bu arada eski Denizcilik Bakanı İhsan Bey’in eşi Nuriye Hanım, Hamdullah Suphi (TANRIÖVER) Bey’in hanımı da öğle yemeğine lokantaya gelmişlerdi. Biz de bu olaydan sonra rahatlıkla dışarıda yemek yiyebiliyorduk. Gazi bu davranışı ile kadınların toplum içinde hareket serbestliğini nasıl korumak istediğini göstermişti.”

Kaynaklar: Hikayeleri Ankara Barosu’nun Hukuk Gündemi için Av. Soner Alper ve Av. Gülşah Yıldırım’ın hazırladığı Atatürk özel sayısından alıntılanmıştır.

Bizi takip etmeyi unutmayın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir