Feminist Kitaplık 25 Kitap Önerisi: Türk Yazarlar

Feminist Kitaplık 10 Kitap Önerisi: Türk Yazarlar 2. Bölüm

Kadın üzerine okumak isteyip nereden başlayacağını bilmeyenler için Feminist kitaplık 25 kitap önerisi derledik. Bu yazı, Türk yazarların kadını anlatan kitaplarını inceleyip, hangilerini okumak istediğinize karar verebileceğiniz bir yazı dizisinin ilk bölümü.

Kadın okumaları yapabileceğiniz kitaplar arasında pek çok güzel yayın var. Maalesef bazılarının baskıları bulunamıyor. O sebeple rahatça bulabileceğiniz yayınlar arasından önerilerimizi derledik. Feminist kitaplık 25 kitap önerisi upuzun bir yazı olduğu için bölüm bölüm yayınlayacağız. Umarız faydalı olur. Önümüzdeki haftalarda; Feminist Kitaplık 25 Kitap Önerisi: Türk Yazarlar 2. Bölüm ve Feminist Kitaplık 25 Kitap Önerisi: Yabancı Yazarlar yazıları ile devam edecek.

Feminist Kitaplık 25 Kitap Önerisi

İstanbul’da Bekâr Kadın Olmak
Ceren Lordoğlu

Konusu: “Akşam eve döneceğimiz saate göre rota belirlemek, evden çıkarken şehrin nerelerinden geçeceğimize göre kıyafet seçmek gibi gündelik hayatımıza dair ayrıntılar yanında bir de pek görünür olmayan konular var: ekonomik imkânlarımız dolayısıyla seçme imkânımız varsa, şehrin neresinde oturmak daha güvenli ve rahat? Mahalle hayatı, çocuğu olan bekâr bir kadın için siteye göre daha mı güvenli? Yaşadığımız yerde çevremizle kuracağımız ilişkilerin sınırları olmalı mı? Erkek arkadaşlarımızın eve girip çıkması sorun olur mu? Ailemizin ya da arkadaşlarımızın oturduğu mahallede yaşamak, kolaylaştırıcı olabilir mi?”

Ceren Lordoğlu, mekâna feminist açıdan bakan çalışmasında, İstanbul’da farklı sınıfsal ve kültürel konumlardan bekâr kadınların bu meseleyle nasıl baş ettiklerini inceliyor. Nasıl taktikler geliştiriyor, arkadaş, aile, komşuluk, mahalle ilişkilerini nasıl kuruyor ve nasıl hissediyorlar?

Bukalemun Erkek
Ayşe Saraçgil

Konusu: Ataerkillik gerek bilimsel dilde gerekse günlük dilde ‘uluorta’ kullanıldığı için anlam kaybına uğramış bir kavram. Kimi zaman fazla geniş kullanılıyor, kimi zaman fazla dar. Kimi zaman -“maçoluk” eşliğinde- küçümseyici, aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılıyor, kimi zaman da ‘teknik’ bir terim olarak uzmanlık jargonuna sıkışıyor. Bu eserde Ayşe Saraçgil, ataerkillik kavramına açıklık ve genişlik kazandırıyor. Ataerkilliği, aile yapısı modeli olmanın ötesinde; toplumların dünyayı algılama biçimlerini, toplumsal deneyimin birikimini ve iktidar mekanizmalarını belirleyen yapıların bütününü ifade eden kilit bir kavram olarak ele alıyor. Bu çözümlemeyi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan modern Türkiye’ye uzanan modernleşme sürecine bakarak yapıyor yazar.

Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın
Fatmagül Berktay

Konusu: Hıristiyanlık’ta Ve İslamiyet’te Kadının Statüsü Üzerine Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım “Kadının ikinciliğinin doğal kabul edilerek bunun onun bedeninin denetlenmesinin meşru gerekçesi sayılması her üç tektanrılı dinin ortak özelliği. Bu ortak özellik, tarihsel ve coğrafi olarak üç geleneğin de aşağı yukarı aynı ya da birbirine yakın topraklarda ve benzer maddi koşullarda benzer gereksinimlere yanıt olarak doğup gelişmeleriyle açıklanabilse bile, ilginç olan, bugünkü ifadelerinde de kadınlara ilişkin tutum ve anlayışı odak almaları. Günümüzdeki Protestan ve İslamcı köktendinciliğin de kadının konfmu ve denetimi üzerinde yoğunlaştuğunu ve kendilerini toplumsal cinsiyet ve kadının. “doğru” toplumsal rolü aracılığıyla meşrulaştırdıklarını görüyoruz. Karşılaştırmalı yaklaşım, bu konuda da, partikülarizme ve oryantalizme düşülerek dinsel canlanışı salt İslam’a özgü bir olgu olarak görme yanılgısına engel olacak ve köktendönciliğin, İslam’ın “egzotik”alanıyla sınırlı ve anlaşılmaz bir şey olmadığının görülmesine yardım edecektir.

Kadın Argosu Sözlüğü
Filiz Bingölçe

Konusu: “Bir dil oyunu mu bu? Evet… Kadınlar arası tanışıklığı mı güçlendiriyor? Tabii… Erkeklere kapalı bir üstünlüğü mü kanıtlıyor? Galiba… Bir dil bağıyla kopmaz bir doku mu oluşturuyor? Şüphesiz… Şifrelerle anlaşma çabası mı? Yer yer… Hayatı kendi dünyasıyla karşılama gayreti mi? Sanırım…. Pek çok sıkıntının panzehiri mi? Kesinlikle… Gizli mi? Şimdiye kadar…”

Türk Yazarların Kaleminden Kadınlar

Başkalarının Kiri
Kapıcılar, Gündelikçiler ve Kadınlık Halleri
Gül Özyeğin

Konusu: Gül Özyeğin, öncü niteliğindeki bu çalışmasında, ev işlerini zamanın içine çekiyor – zamanın, tarihin, toplumsallığın. Bunu yaparken, gündelik hayatın ince kıvrımları içinde yol alıyor, gündelikçiler ve hanımları arasındaki mahrem ilişkileri birer iktidar ilişkisi olarak inceliyor. Modern orta sınıf ev kadınlığının ayrılmaz bir parçası olan ücretli ev hizmetlerinin kadınlar arası ilişkilerle olduğu kadar, toplumsal iktidarla ve ataerkiyle bağlantılarını ortaya koyuyor. Ankara’da kapıcılar, gündelikçiler, eşleri ve işverenleri ile yapılan derinlemesine görüşmelere, anketlere ve katılımcı gözleme dayanan kapsamlı bir saha araştırması yapan Özyeğin, pek çoğumuzun hayatına değdiği halde hâlâ yeterince çalışılmamış bir alan olarak duran “ücretli ev emeği” konusunda önemli tespitlerde bulunuyor. Cinsiyet ilişkilerinin salt kadın erkek eşitsizliği sorununa indirgenmesi, toplumsalı anlama çabamızın önündeki zihinsel engellerden biri haline gelmiş durumda.

Sendikacı Kadın Kimliği
Gülay Toksöz, Seyhan Erdoğdu

Konusu: 1980’li yıllarda Türkiye’de gelişen kadın hareketi, 1990’lara gelindiğinde etkilerini sendikal dünyada da göstermeye başladı. Bu dönemde, gerek uluslararası alanda kadınlar adına sendikalarda gündeme gelen reform hareketleri, gerekse ülkemizdeki kadın hareketi; kadının sendikada kendi çıkarlarını korumak üzere örgütlenmesi ve sesini duyurması yönünde etki yarattı. Ancak ülkemizde kadınların ücretli istihdama katılım oranlarının düşüklüğü, genellikle sendikalaşmanın güç olduğu işyerlerinde ve çalışma biçimlerinde istihdam edilmeleri, sendikalara üye kadın sayısının çok düşük kalmasına yol açmaktadır.

Bunun dışında aile sorumluluklarının kadınların sırtında olması, sendikaların erkek üyelerin katılımına uygun bir yapı taşımaları ve sendika yöneticilerini bu yapının değişimi konusunda yeterli bir çaba içinde olmamaları, kadınların sendikal katılımının artmasını büyük ölçüde zorlaştırmaktadır.Sendika ve kadın henüz bütünleşememiştir ve kadın üyeler sendika yönetimlerinde parmakla sayılacak kadar azdırlar: Ama her gelişmede olduğu gibi kadınların sendikal faaliyetinde de öncüleri olan bu kadınların kimliklerinin belirlenmesi, onları sendikal faaliyete iten nedenlerin irdelenmesi, sendikal faaliyete ve sendikalarda eşitlik konularına ilişkin görüşlerinin saptanması ve bu saptamalarla sendikalarda geliştirilmesi gereken eşitlik politikalarına ışık tutulmasıdır.

Kadınlığın 21 Hikayesi; Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle
Murathan Mungan

Konusu: Kadınların çocukluklarından yaşlılıklarına ömürleri boyunca içinde yer aldıkları çeşitli durumları gösteren öyküler bunlar; yaşam boyu verdikleri var olma savaşı; anne, eş, kız çocuğu, sevgili, metres olarak sürekli kendilerini bir erkek üzerinden tarif etmenin ağır, uzun yolu; bu uğurda onları çoğu kez karşı karşıya getiren ilişkilerin eşitsiz aritmetiği? Durumların bir aradalıklarından, öykülerin art arda dizilişlerinden bir üst cümle kurmak istedim. Dönüp tek tek hikayeleri, durumları yeniden gözden geçirmemizi sağlayacak olan bir üst cümle? Edebiyatın asıl gücünün burada saklı olduğunu düşünüyorum. Akıp gideni durup görmemizi sağlayacak olan bir atmosfer yaratmak, bir dünya kurmak. Öğrenmiş gözlerle bize hayatı yeniden iade etmek.

Yazdıklarım bir yana okuduklarımı okurla paylaşma isteğim de bu yüzden… Yazarlar: Roald Dahl Margaret Atwood Flannery O’Connor Judith Hermann Jean Rhys Katherine Mansfield Dorothy Parker Tama Janowitz Doris Dörrie Hanif Kureishi Charles Bukowski I. Bachmann Italo Calvino V. S. Pritchett Marta Lynch Vasco Pratolini G. G. Marquez D. Lessing Alice Walker Jhumpa Lahiri Elsa Morante

Malumun İlanı
Özge Sanem Özateş

Konusu: Norm olarak erkeği kabul eden, kadını ve onun emeğini ise değersiz ve ikincil gören cinsiyetçi işbölümünün üretim ilişkilerindeki dönüşümle birlikte tarihsel bir düzlemde biçimlenerek, kadını öncelikli olarak yeniden üretim işlerinden sorumlu tutarken, erkekleri ise toplumsal ve ekonomik sistemin aktörleri olarak konumlaması, çalışmanın kuramsal temelinde yer alan ilk argüman olarak belirlenmiştir. Bir diğer argüman ise kadın aleyhine eşitsizliklerin biçimlendiği toplumsal ilişkiler dizisi olarak ataerkinin, eril dayanışma biçimleri ve eşitsiz güç ilişkileriyle tarihsel olarak eklemlendiği kapitalizmle ortaklaştığıdır. Söz konusu bu ikili sistemde ev içi işlerin sorumluluğu, pek çok kadını zamansal ve mekânsal olarak sınırlamakla birlikte, bu işler değersiz ve görülmez bırakılmaktadır.

Cinsiyetçi işbölümü, bilhassa iktidarların muhafazakâr söylem ve pratiklerle desteklendiği rejimlerde tüm gücüyle varlığını sürdürerek, ailenin idealize edilmesine, kadının anne ve eş olarak konumlanmasına ve dolayısıyla hem kültürel hem politik hem de ekonomik olarak hane içine hapsedilmesine neden olmaktadır. Böylece bu rejimlerde kadını, toplumsal yaşamın değil, ailenin bir parçası sayan söylem ve pratikler kadını giderek yurttaş ve insan kategorilerinin dışına taşımaktadır. Kitabımız herkesin bildiği bir “sırrı” ifşa etmek ve üzerinde yeni bir siyasal ufkun belirlenim kazanacağı zemine işaret etmek arzusundadır.

Kadın Okumaları

Halide Edib
Türk Modernleşmesi ve Feminizm
Ayşe Durakbaşa

Konusu: Ayşe Durakbaşa, Cumhuriyet’in asi kızı Halide Edib’in hayatını, Türk modernleşmesinin feminist bir açıdan eleştirisini yapmak üzere okuyor. Halide Edib’i bir feminist ve bir modernist olarak incelemek ve onu bütün dünyadaki “yeni kadın”ın oluşumu açısından değerlendirmek için onun, erkeklerle, Türkiye’nin “öteki” kadınlarıyla ve Batılı feministlerle ilişkilerine bakıyor. Kadınların, reformların pasif alıcıları oldukları şeklindeki anlatıyı sorgulayan Durakbaşa, Kemalist feminizmin, 1920’li ve 1930’lu yıllardaki devlet feminizmini aşan tarihsel bir gerçekliğe tekabül ettiğini savunuyor.

Reformların gerisinde, kadınların o güne kadar verdikleri mücadele var. Yazar, meselenin bugüne kadar ihmal edilen bir yönüne bakıyor ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadının statüsüne ilişkin reformlar yapılırken, kadınların “modernlik” ile “gelenek” arasında yaşadıkları gerilimi kendilerinin nasıl gördüğünü ortaya çıkarıyor. Halide Edib’in modernlikle özdeşleştiği ve modernliğe direndiği ve duygusal tepki gösterdiği kerteleri belirliyor. Bir taraftan örnek Türk kadını bir taraftan Kemalist devrimlere ihanet eden hırslı biri olarak temsil edilegelen Halide Edib’in sürgünde kaleme aldığı anıları, bu kerteleri belirlemede önemli bir rol oynuyor.

Sanat / Cinsiyet
Sanat Tarihi Ve Feminist Eleştiri
Ahu Antmen

Konusu: Yakın geçmişe kadar müze koleksiyonlarına ve sanat tarihi kitaplarına baktığımızda, tarih boyunca hemen hiç kadın sanatçının yaşamamış olduğu, yaşamışsa da herhangi önemli bir sanatsal katkıda bulunmadığı kanısına varabilirdik. Bugün durum pek de öyle değil. ABD ve Avrupa’da 1960’lı yıllardan itibaren yaşanan toplumsal feminist dalga, çok geçmeden etkisini sanat pratiği ve kuramında da gösterdi.

Başta Linda Nochlin’in çığır açıcı makalesi “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” olmak üzere, feminist eleştirmen ve sanat tarihçilerinin geleneksel sanat tarihi üzerindeki incelemeleri, kadın sanatçıların üretiminin görmezlikten gelinmesi sürecini ciddi anlamda kesintiye uğrattı. Aradan geçen yıllar içinde sanat tarihi kitaplarının yeni basımlarında kadınlara da yer verilmeye başlandı; feminist sanat tarihçilerinin öncülüğünde, unutulmuş, gözden kaçmış, çeşitli nedenlerle hiç önemsenmemiş kadın sanatçılarla ilgili monografik çalışmalar yapıldı. Deha, ustalık, yetenek gibi kavramların erkekler tarafından erkekler için belirlenmiş olduğuna inanan feminist sanat tarihçi ve eleştirmenlerin, akademi, müze, sanat tarihi gibi belirleyici kurumların kadın sanatçıyı sürekli dışlayan sistematiğini belli bir sorgulamaya tabi tutması, tarihin akışını bir ölçüde dönüştürdü. Bu seçki, bugün de sürmekte olan o yoğun sorgulama sürecinden seçilmiş metinleri bir araya getiriyor.

Kızların Sessizliği
Kız Enstitülerinin Uzun Tarihi
Elif Ekin Akşit

Konusu: “Genç kızlığıma kadar en iyi arkadaşım ve en kötü yargıcım olan anneannem bir Kız Enstitülüydü. Gerçi babası onu okulu bitirmeden oradan alıp evlendirmişti ama, her zaman bu okulların ideallerini hayatının idealleri bildi. Bu yıllar hakkında pek konuşmazdı ama konuştuğunda elbiseler dikip bunları sergilemelerinden, hocalarından zevkle bahsederdi. Kendisi hayatı boyunca elbiseler üretmeye devam etti – bize, sadece ailesine. Pişirdiği yemekler hep mükemmel, evinin düzeni mutlak, ve eşinin erken ölümünden sonraki bekârlığı tavizsizdi. Azimli birisiydi, kararları kesindi. Ama bu kesinliğe, zamanına göre oldukça eğitimli olmasına ve belki de en önemlisi bunu çok istediğini belli etmesine rağmen bir meslek edinmemişti. Hafif acı sessizliği ona dair bütün bu özellikleri birbirine ular, onu bir gizem perdesiyle çevirirdi. Halbuki açık birisiydi.”

Elif Ekin Akşit, etkileyici çalışmasında, Kız Enstitülerinin hikâyesini, genel olarak Türk modernleşmesinin ve özel olarak bu kurumların neticedeki başarısızlığına indirgemeden inceliyor. Enstitülü kızların, bu eğitim ve terbiye sürecini nasıl deneyimlediklerine bakıyor ve bu Cumhuriyet kızlarının geriye kalan sessizliğine kulak veriyor!

Kadınların Sınıfı
Aksu Bora

Konusu: Kadınların Sınıfı, toplumun temel düzenleyici ilkeleri olan sınıfın ve cinsiyetin gündelik yaşam içinde nasıl birbirleri üzerinden kurulduklarını araştırıyor. Kadınların hangi sınıftan olurlarsa olsunlar, sadece kadın olarak ezildikleri doğru olsa bile, bu ezilmenin onları kız kardeş yapıp yapmadığını sorguluyor. Sınıfsal farklılıkların cinsiyete birer “ek” olmanın ötesinde, kadınlığın kurucu bileşenleri olduğunu iddia ediyor ve bu iddiasını gündelikçiler ve ev hanımlarının ilişkisinde sınıyor.

Feminist Kitaplık 25 Kitap Önerisi

90’larda Türkiye’de Feminizm
Derleyenler: Aksu Bora, Asena Günal

Konusu: Türkiye’de feminist hareketin son yirmi yılı, üzerinde çok konuşulan ama az yazılan bir dönem olarak duruyor. 80’lere ilişkin az sayıda yazılı belge ve çokça efsane var, 90’lar ise daha çok herkesin kendi durduğu yer kadarını bildiği, bilebildiği bir zaman dilimi oldu.

Bu derleme, feminist hareketin tarihinin yazılmasına katkıda bulunmak için hazırlandı. Bir yandan “kayıt düşmek” için, diğer yandan, hareketten kadınların kendileri ve birbirleri üzerine düşünmelerinin, bu düşüncelerini paylaşmalarının değerine olan inancımızın bir ifadesi. Bizce ancak böyle bir düşünme/tartışma süreci yapıp ettiklerimizle birlikte bizi bir “hareket” haline getirebilir.

Kırmızı Kar
Toplumsal ve Kültürel Açıdan Ayhali
Aylin Dikmen Özarslan

Konusu: Kadının üretkenliğinin fizyolojik olarak en belirgin göstergesi olan ayhali, yalın olarak bakıldığında tamamen fizyolojik bir olay gibi görünmektedir. Oysa her ay tekrarlanan bu olayın arka planında birçok toplumsal etkenden söz etmek olasıdır. Ayhalinin nasıl adlandırılacağı, nasıl algılanacağı ve hatta nasıl yaşanacağına ilişkin farklılıklar toplumsal ve kültürel faktörlerden etkilenmektedir. Tarih boyunca kadının aylık kanamalarına kimi zaman olumlu ama çoğu zamanda olumsuz değerler atfedilmiştir. Adet kanaması çoğu zaman tehlikeli ve kirli olarak kabul edilmiş, büyük bir korku ve nefret uyandırmıştır. Bu çalışma tarihsel açıdan adet kanamasına atfedilen değerleri ve buna bağlı olarak nasıl yaşandığını incelemektedir. Doğrudan ayhalini konu alan bu ilk çalışma, Türkiye’de adet kanamasının nasıl algılandığına ve nasıl yaşandığına ilişkin bir kapıyı aralamayı amaçlamaktadır. Esin Küntay

Örtülü Kimlik
İslamcı Kadın Kimliğinin Oluşum Öğeleri
Aynur İlyasoğlu

Konusu: “Aynur İlyasoğlu’nun kitabının önemi şurada: İslamcı kadınlarla bir diyalog olanağı, şansı arıyor. Kendisiyle ortak bir yaşantıdan yola çıkarak deniyor bunu. İnanç ve kadınlık, ya da bir kimlik siyaseti olarak inanç; bu politik bir inanç olabilir, ya da dini bir inanç olabilir. İdeologlar ya da din adamları, ilahiyatçılar genellikle erkek; her konuda otorite olan erkekler kuralları dikte ediyorlar da kadınlar nasıl yaşıyorlar, kadınlar inançla kadınlık yaşantısını nasıl bir arada kuruyorlar? İslamcı kadınlar için bu bir kimlik siyaseti. Kimlik siyasetinin karşısına kanun, nizam adına değil kendi sesimizle çıkmamız gerek….

Bugün öyle bir tarihi noktadayız ki Cumhuriyetin modernist seçkinlerinin konumları başka bir seçkinler grubu tarafından ciddi biçimde sarsılıyor. Bizim kuşak Kemalist geleneğin hamuruyla yoğrulduysa da, kendisini hiç iktidar konumunda hissetmedi. Aynur İlyasoğlu’nun bu çalışmasında belki de bu iktidar konumunda olmamanın getirdiği esnekliği, feminist çalışmaların gerektirdiği duyarlığı ve diyalog çabasını hissedeceksiniz. Araştırmacının anlatısı size İslamcı kadınların sesiyle birlikte ulaşacak.” – Ayşe Durakbaşa

Genç Kız ve Ölüm
Aysel Özakın

Konusu: Roman içinde bir roman… Toplumsal baskı ve eşitsizliklerden fazlasıyla nasiplenen ülkemiz kadınının kendisini ve toplumu anlama, hakiki olabilme çabası. Ödül almak için İstanbul’dan Ankara’ya doğru yola çıkan yazar Nuray İlkin, yıllar önce canına kıymış Cumhuriyet kuşağının idealist bir öğretmeni olan annesinin anıları, politik eylemci kızı için duyduğu endişe ve bir süre önce terk ettiği kocasına karşı hissettiği suçluluk duyguları arasında bocalarken hem toplumu hem de kendisini anlamaya çalışır. Ankara’da karşılaştığı umulmadık durumlar ise duygularında ve düşüncelerinde değişikliklere yol açar Nuray’ın. 1970’lerin ikinci yarısının toplumsal ve politik ortamını da çarpıcılıkla sergileyen roman.

Vatan, Millet, Kadınlar
Derleyen: Ayşe Gül Altınay

Konusu: Son yıllarda pek çoğu Türkçe’ye de kazandırılan milliyetçilik konulu temel kitaplar, toplumsal cinsiyet körlüğü ile malûller. Milliyetçiliği anlayabilmek için toplumsal cinsiyet ilişkilerine bakmak şart. Aynı şekilde kadınlık ve erkeklikleri anlayabilmek için milliyetçiliği incelemek gerekli. Türk modernleşmesi içerisinde kadınlara biçilen rollerden, ‘vatan’ın ‘ana’, ‘devlet’in ‘baba’ olmasına, militarist söylemlerin cinsellik yüklü doğasından Kürt milliyetçi hareketi içerisindeki gerilla kadın mistifikasyonuna, Bosna’daki sistematik tecavüzlerden MHP’li ‘Asenalar’a kadar pek çok olgu, bize, milliyetçilik ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkinin önemini gösteriyor.

Ayşe Gül Altınay’ın derlediği Vatan, Millet, Kadınlar başlıklı kitap, toplumsal cinsiyetin milliyetçi pratiklerde merkezî bir yeri bulunduğu fikrini işliyor. Türkiye için bir karşılaştırma zemini yaratması amacıyla seçilen yazılarda, Batı’daki deneyimlerin yanı sıra İran, Hindistan ve Pakistan örnekleri üzerinde duruluyor. Bu örnekler, Türkiye’deki milliyetçi ve militarist süreçlerin benzersiz olmadığını gösteriyor. Türkiye üzerine olan makaleler ise Kemalist ideolojideki aileden, değişen ve değişmeyen kadınlık imajlarına, Sabiha Gökçen’den Tansu Çiller ve Merve Kavakçı’ya, militarizm ve namus ilişkisinden Kürt milliyetçiliğindeki kadınlık kurgularına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Nezihe Muhittin ve Türk Kadını
Türk Feminizminin düşünsel kökenleri ve feminist tarih yazıcılığından bir örnek
Ayşegül Baykan, Belma Ötüş Baskett

Bu kitap, Türk kadın hareketi tarihine adını yazdıran Nezihe Muhittin konusunda yapılmış iki ayrı çalışmayı ve onun yazdığı en önemli eseri sayılan Türk Kadını’nı biraraya getiriyor. Kitabın birinci bölümünde Ayşegül Baykam, Nezihe Muhittin’i feminist tarih yazımı bağlamında değerlendirirken; Belma Ötüş-Baskett ise Muhittin’in duygusal romanlarını feminist edebiyat eleştirisi yöntemleriyle inceliyor. İkinci bölümde ise, Nezihe Muhittin’in Türk Kadını adlı otobiyografik eseri günümüz Türkçesi’yle sunuluyor.

“Kadınlık mefküresi”nin savunucusu Muhittin’in eseri, yanlızca anılarını değil, Türkiye’deki kadın hareketinin tarihini, geçirdiği evreleri, yaşanmış deneyimleri ve bütün bunların ışığında bir feminizm yorumunu da içeriyor. Türk kadın hareketi konusunda, dünü okumak, bugünü anlamak için önemli bir eser…

Türkiye’de Kadınların Siyasal Temsili
Ayşegül Yaraman

Konusu: Türkiye’de kadınların siyasal hakları, 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren hayata geçen modernleşme/Batılılaşma projesi ve bunun bir parçası olan birinci dalga kadın hareketiyle ilişkilidir. Resmi tarihte tekrarlanageldiği üzere sadece Cumhuriyet yöneticilerinin bağışına indirgenemez ve Türkiye’nin kadın tarihine bakıldığında erken değil; gecikmiş bir kazanımdır. Erken Cumhuriyet Dönemi’nde demokrasiyi simgeleme işleviyle desteklenmiş, çok partili dönemle birlikte parlamentoda kadın temsilci sayısının örtük kotayla yüksek seyretmesinin ardından serbest rekabet dönemine geçildiğinde kadın milletvekili sayısı düşmeye başlamıştır.

Baskı dönemlerinde demokrasiyi imgeleme işleviyle değişiklikler olsa bile, ancak ikinci dalga kadın hareketinin 1980’lerdeki kitlesel etkisiyle kadının parlamenter varlığı tekrar siyasal partiler,basın ve kamuoyunun gündemine girmiştir. Bu vesileyle kadın milletvekili sayısı sınırlı da olsa muntazaman yükselmiş, bakanlar kurulunda etkili bakanlıklarda hatta başbakanlıkta kadınlar görev almıştır. Seçim dönemlerinde gündemdeki bütün eşitlikçi belagata rağmen sınırlılığı bir yana; kadın milletvekillerinin kadınlık durumuyla ilişkisi ve yetkinliği ayrıca tartışmalıdır. Siyasal karar mekanizmalarında “dişilik” eksikliğini korumaktadır. Sorunun kadın-erkek dikotomisi bağlamında çözümü, gerek nitelik gerek nicelik bağlamında cinsiyetçi ikiyüzlülükle engellenmektedir. Ayşegül Yaraman

Cins Cins Mekan
Ayten Alkan

Konusu: Bu derleme, sosyal bilimler literatüründe ikisi de birbirinden tartışmalı olan cinsiyet ve mekân kavramlarının ilişkilenme eksenlerine yönelik merakın bir ürünü. Türkiye akademik alanında, cinsiyet dinamiklerini temel parametre olarak alan bir bakış açısından mekân analizine girişen ya da cinsiyet analizlerine mekânsal süreçleri ayrılmaz bir bileşen olarak dahil eden çalışmalar henüz kuvvetli bir inşa faaliyeti oluşturabilmiş değil. “Cins Cins Mekân”, yerini bulmuş ve yerinden oynatılmış tuğlalar kadar aralardaki boşlukların da görünürleşmesinde, mekânla cinsiyet rejiminin bir arada, temel bir egemenlik ve iktidar ilişkisi etrafında çok katmanlı örülüşüne tanıklıkta mesafe aldırabilirse, amacını gerçekleştirmiş olacak.

Kitabın çok parçalı metni –Tanzimat sonrası konaklarından, apartman boşluklarına bakan modern ve fenni mutfaklara; Osmanlı başkentinin kaymakçı dükkânlarıyla mesire yerlerinden, “milletin evi”ne, geneleve, “koli ev”lere, sığınmacıların rutubetli, karanlık, geçici evlerine; Eskişehir’de bir mimarlık okulu atölyesinden, Ankara’nın Şengül Hamamı’na, Ayrancı sosyete pazarına, İstanbul Ülker Sokak’la bir akrabalığı bulunan Eryaman ve Esat’ına; Muğla ve İstanbul’un kahvehanelerinden, Antalya’nın “kadınlarla çocuklara mahsus yıkıntıları”na– zaman ve mekân içinde bir gezinti imkânı sunuyor.

Yerel Yönetimler ve Cinsiyet: Kadınların Kentte Görünmez Varlığı
Ayten Alkan

Konusu: Kadınlar kentsel çevreyi toplumsal cinsiyet kimlik ve rolleriyle bağlantılı bir biçimde tecrübe ederler. Bu durumda kadınların, yerel/kentsel politika ve hizmet alanlarına ilişkin özgül gereksinimleri olacağı açıktır. Ne var ki bu gereksinimler kentin türlü açılardan düzenlenişinde, yönetiminde, yerel politikalarla yatırımlarda ender olarak yönlendirici olur. Yerel yönetimler ve hizmetler Kadınların gündelik yaşamlarıyla aslında yakından ilişkilidir. Kadınlarla erkeklerin aynı yerlerde ama farklı biçimlerde yaşadığı, farklı koşullarla çevrelenmiş oldukları, bu bilgiyi, yani “kadınların bilgisi”ni yine ancak kadınların yerel yönetimler gündemine taşıyabileceği, bunun en az “teknik bilgi ve donanım” kadar önemli olduğu, yerel yönetimlere ve yerel politikaya talip olmanın aynı zamanda “farklı bir politika tarzı” yaratmaya da talip olmak anlamına geldiği sorularına yanıt aramaktadır.

Türkiye’de Kadın
Aytunç Altındal

Yeni bir dünya düzeni kurmayı hedefleyen ve savlayan emperyalist bir gücün gölgesinde yaşıyoruz. Önümüzdeki on yılların neler getireceğini kestirerek yaşamımızı ona göre yönlendirmemiz gerekir. Kanımca Türkiye’de kendilerini Feminist, ya da Sosyalist Feminist vb. adlarla tanımlayanlar hiç vakit kaybetmeden önce Türkiye’deki çarpık Laisizm ile ki ben buna Devlet(ci) Laisizm diyorum-hesaplaşmayı göze almalıdırlar. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, önümüzdeki on yıl, Avrupa ve ABD’de “Secular/Laik” güçlerle artık iyiden iyiye gemi azıya almış olan Hıristiyan-Katolik “Anti-Laisizm” inin mücadelesine tanık olacaktır. Türkiye’de Batı tipi demokrasi ve Laiklik isteyenler bu hususa çok dikkat etmelidirler. Uyarması benden.

Feministler hiç kuşkusuz kızıp kızmamakta serbestler, ama artık çok sevdikleri Paris’lerde, Londra’larda, Roma’larda hiç kimse “Feminizm”i 1970’lerdeki gibi önemsemiyor. Şimdi gündemde “İnsan Hakları” var, “Feministlerin Hakları” değil. İşte bu nedenledir ki, Türkiye’de “İnsan olarak “Kadın”ın ekonomideki, siyasetteki, toplumbilimdeki ve tarihteki yeri ve rolü taklitçilikten uzak, yaratıcı yöntemlerle incelenmeli, eleştirilmeli ve sürekli olarak gündemde tutulmalıdır, diyorum. Bu kitabın içerdiği mesajı bu anlayış üzerine oturtulmuştur.

Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar; Kimlikler ve Toplumsal Dönüşümler         
Deniz Kandiyoti

Konusu: Ülkemizde Kadın Araştırmaları’nda son yıllarda kuşkusuz çok yol alındı. Ancak bu araştırmaların toplumbilim çalışmalarına getirebileceği eleştirel bakışı gözardı eden zihniyetin aşıldığı söylenemez. Deniz Kandiyoti’nin 1975-1995 yılları arasında yazdığı yazılardan seçmeleri içeren Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar bu alanda çok önemli açılımlar getiriyor. Kırsal/kentsel dönüşümün cinsiyet rollerine etkisi; Kemalist feminizmin anlamı; cinsiyet rollerinin milliyetçilik, devlet ve İslam bağlamında sorgulanması; erkek kimliklerinin toplumda iktidar ve egemenliğin kurumsallaşmasıyla bağlantısı; ataerkilliğin kadınların yanı sıra erkekler üzerindeki baskıcılığı; “kadın” terimi yerine önerilen “toplumsal cinsiyet” kavramının olanakları; bu kavramın “modernlik” anlayışları çerçevesinde irdelenmesi gibi pek çok konuyu tartışmaya açıyor.

Kadın Yurttaşın El Kitabı
Esra Güçlüer, Esra Koç

Konusu: Kocanın ikametgahı karısının ikametgahı sayılır. (Md.21) • Koca aile birliğinin reisidir. Evin seçimi, karı ve çocukların uygun biçimde geçindirilmesi kocaya aittir. (Md.152) • Kadın kocasının soyadını taşır. Kadın yuvanın ortak mutluluğunu sağlamak için gücü yettiği kadar, kocasının yardımcısı ve danışmanıdır. Eve kadın bakar. (Md.153)

Tarihin Cinsiyeti
Fatmagül Berktay

Konusu: ‘Sabit kimliklerin olmadığı, kimlik dediğimiz şeyin her an bozulup yapılabilen bir kurgu olduğu gerçeği, kimlik politikalarının geçerliliğini çok kuşkulu hale getiriyor. Öte yandan, henüz özneleşme mücadelesi vermekte olan ‘Kıyıda kalmışlar’ın, kendi öznelik konumları dahil her şeyin bir dil oyunundan ibaret olmadığını unutmaları mümkün değil-‘dünyayı ellerinde tutanlar’, bunu onlara sürekli hatırlatıyor. Bu çetrefil durum, bizim daha uzun süre kimlik, benlik, kendilik sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalacağımızı gösteriyor.

Feminist Kitaplık 25 Kitap Önerisi: Türk Yazarlar 2. Bölüm ve Feminist Kitaplık 25 Kitap Önerisi: Yabancı Yazarlar yazıları için tıklayınız.

Kaynaklar: Kitaplarla ilgili bilgiler yayınevlerinin kitap arkası yazılarından ve tanıtım bültenlerinden alınmıştır.

Bizi takip etmeyi unutmayın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir