Sahil Kasabası Mı? Küçük Tatlı Kafe Mi?

Değişim hayatın en önemli gerçeklerinden biri galiba. Bende kendi değişimimi anlatan perspektif görünümlü bir sevgili günlük yazısını kaleme almak istedim. Çünkü neden olmasın? Tahmin ediyorum ki benim gibi uzun yıllar şehirde, özellikle İstanbul’da yaşamış olan yaşıtlarım (35’e merdiven dayayanlar) yavaş yavaş sahil kasabası, küçük tatlı kafe vb. hayaller kurmaya başlamıştır.

Bu noktada anmadan kesinlikle geçemeyeceğim. Yıllar önce şu tweeti atarak;

“Arkadaşlar işinden istifa edip şirin tatlı bir kafe açmak isteyen başka geri zekalılar varsa bizimkini devrediyoruz.”

Hiç tanımamamıza rağmen sürekli kendinden bahsettiren arkadaşa selam olsun. Sayesinde hayallerimizde çok temkinli davrandık. Hayallerimizi şehirden kurtulmak diye sınırladık.

Şimdi biraz ağlanacak halimize güldüğümüze göre konuya dönelim. Ben bir ilçede büyüdüm ve en büyük hayallerimden biri; o sürekli sıkıldığım ilçeden kurtulup, bir daha asla geri dönmemekti. Bu yüzden İstanbul’daki üniversite maceramı hep çok sevmişimdir. İstanbul’u tüm yokuşları, boğazı, insanı, hatta trafiğiyle bile kabul edip, sevdim. Gider gitmez kendimi oraya ait hissettim. Koskoca 15 sene orada yaşadım. Yani düne kadar. Hala da çok severim.

İnsan üniversiteye gittiğinde kendisini çok büyüdü zannediyor. Bende kendimi büyümüş kabul ettim. Ve sık sık şöyle söyledim. Bundan sonraki hayatımı İstanbul’da yaşayacağım, burada çalışıp, burada evleneceğim ve muhtemelen burada öleceğim. Bu fikir hala bana mantıksız gelmiyor ama yaş aldıkça şunu fark ettim. Evet İstanbul güzel bir şehir ve evet insan orada çok mutlu olabilir AMA İstanbul’u yaşayabilirsen…

Tabii yine benim üniversite okuduğum yıllarda işsizlik, düşük maaşa çok iş vb sorunlar vardı ama bu seviyelerde değildi ya da ben öyle zannediyordum. Hani etrafımızdan duyduğumuz kötü hikayelerin asla bizim ya da çevremizdekilerin başına gelmeyeceğini düşünürüz ya belki öyle bir durum. İş hayatına atılınca yıllar içinde tatsız gerçekleri de görmeye başlıyorsunuz. Nazaran şanslıydım. Güzel işlerde çalışma, kendimi kanıtlama ve ayaklarımın üstünde durma şansım oldu.

Fakat diğer taraftan nerede yaşarsan yaşa fark etmeyen, ev iş ve sık sık gittiğin yerle sınırlı o girdap insanı düşündürmeye başlıyor. Madem sadece bir hayatımız olduğuna inanıyor ve ölümlü dünyaya rağmen vaktimizin çoğunu para kazanmaya ayırıyoruz, o halde neden şehrin keşmekeşi ile savaşıyoruz? Daha basit daha sakin bir hayat bizi daha mutlu etmez mi?

Ben bir adım attım. Küçücük, yepyeni bir adım. Nereye varacağını bilmeden tek bavulluk bir taşınma. Sahil kasabası olmasa da İstanbul’dan Ege’ye kaçış. Nasıl şekilleneceğini hiç bilmiyorum. Ama iyiye gitmesini ve başarı olmayı umut ediyorum. O yüzden hikayemin başını yazarak hem cesaret toplamak, hem cesaret vermek için paylaşmak istedim. Bakalım sonunda pılımı pırtımı toplayıp İstanbul’a mı dönmek zorunda kalacağım? Yoksa İstanbul’daki son eşyalarımı almaya mı gideceğim?

Kaynak Fotoğraf: Anna Berdnik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir