Yaşayan 5 İkonik Kadın Sanatçı

Kadınların diğer pek çok alanda olduğu gibi sanatta da öne çıkması hayli zaman aldı. Ancak cesaretini yitirmeyen, hedefinden dönmeyen ve kim ne derse desin amacını terk etmeyen kadın sanatçılar yaptıkları işlerle efsaneleşti. Tabii ki bir listeye sığmayacak kadar ilham veren kadın sanatçı var. Ancak bu dönemde bile bazı sanat dalları tartışmaya yol açarken; onlar kendi dönemlerinde hem bu sanat dallarını sahiplendiler hem de kadın ve sanatçı kimliğini öne çıkarmaktan asla vazgeçmediler. Sanat tarihinin yönünü değiştiren sanatçılar, bugün hala çalışıp üretiyorlar ve emeklilik planlarından çok uzaktalar. İşte Yaşayan 5 İkonik Kadın Sanatçı.

Yayoi Kusama

Puantiyenin Kraliçesi, Sonsuzluk Odalarının yaratıcısı, dev balkabaklarının tasarımcısı… 40 yıldan uzun bir süredir gönüllü olarak Tokyo’da bir akıl hastanesinde yaşayan Japon sanatçı Yayoi Kusama, 1960’lardan beri avangart sanat akımı dalında önemli bir role sahip. Venedik Bienali’nde Narcissus Garden of 1966 isimli çalışmasıyla adını dünyaya duyurdu. 1500 gümüş topu –üç boyutlu puantiyeler de diyebiliriz- bir araya getirdi ve ziyaretçilere tanesini iki dolardan sattı. Sanat dünyasının ticari çıkarları gözetmesini eleştirirken, izleyicilerin de kendi yansımalarını görüp dış görünüşlerinden mutluluk duymalarını hedefledi. Daha sonra bu çalışmanın pek çok versiyonunu yeniden yorumladı. Kusama için sadece bir ressam veya heykeltıraş diyemeyiz. 91 yaşındaki sanatçı kariyeri boyunca, kolaj, performans sanatı, çevresel enstalasyonlar, edebiyat, moda tasarımı da dahil olmak üzere pek çok alanda eserler verdi. Henüz Pop Art, minimalizm ve feminist sanat hareketleri popüler değilken, Kusama bu alanlarda çalışarak, Andy Warhol ve Claes Oldenburg gibi çağdaşlarına ilham verdi. 2019 Nisan’ında 1959 yılına ait eseri Infinity Nets serisinden bir eseri Sotheby’s Hong Kong açık artırmasında 7.9 milyon dolara satılarak sanatçının eserleri içinde rekor kırdı.

Bridget Riley

Op Art denilince akla gelen ilk isimlerden biri İngiliz sanatçı Bridget Riley. 19. Yüzyılda Georges Seurat tarafından geliştirilen fırçayla noktasal vuruşlar yaparak oluşturulan resim tekniğinden ilham aldı. Baş döndüren, hareket ediyormuş gibi duran, optik illüzyon efektini en iyi biçimde ortaya koyan sanatçı, ağırlıklı olarak siyah beyaz eserler verse de 1967 yılından itibaren çalışmalarına renkleri de dahil etti. Sonraki yıl Venedik Bienali’nde İngiltere’yi temsil ederek, uluslararası resim ödülünü kazandı ve bu ödülü alan ilk kadın ve ilk çağdaş İngiliz ressam unvanına erişti. Eserlerinden bazıları New York’ta bulunan MoMA’da ve Londra’daki the Tate Gallery’de görülebilir.

Shirin Neshat

İranlı modern sanatçı; fotoğraf, video ve film türlerinde verdiği eserlerle Batı’da adını duyurmuş en iyi kadın sanatçılardan biri olarak anılır. Venedik Bienali gibi prestijli etkinliklerden ödüller alan Shirin Neshat, merceğinde kadının temsilini ve kimlik arayışını tutar. Projelerinde çoğunlukla zıtlıkların izini sürer. Çoğu zaman İslam ve Batı, kadın ve erkek gibi konuları esas alır. Kendini toplumdan ve toplumsal sorunlardan ayrı görmez, bu yüzden sanatında her zaman insanlık adına bir dışavurum söz konusudur. Rapture, Mahdokht ve Women Without Men filmlerinde kadınlara karşı uygulanan katı yasalardan ve kadının dinle olan ilişkisinden bahseder. Ancak Müslüman kadını anlatırken klişelerden uzak durur ve görsel eserlerinde şiir ve geleneksel İran kaligrafisinden yararlanır.

Cindy Sherman

Amerikalı fotoğrafçı ve yönetmen Cindy Sherman, kadının modern toplumlardaki rolü ve temsili üzerine ortaya çıkardığı konsept portre çalışmalarıyla bilinir. 1980’lerin başında Untitled Film Stills ismini verdiği, feminist fotoğrafçılığın temellerinden sayılan fotoğraf serisiyle adını duyurdu. Hollywood etkisi hissedilen bu seride sanatçı kendini farklı kostümlerle ve değişik mekanlarda fotoğrafladı. Bu serinin yönetmeni, sanatçısı, modeli, stilisti, prodüktörü sadece kendisiydi. Sherman, medya ve Hollywood filmlerinin yarattığı kadın algısının, kendi fotoğrafladığı klişeleşmiş roller –ev hanımı, reddedilen sevgili gibi- üzerinden izleyiciyi düşündürmeyi hedefler.

Marina Abramović

Performans sanatının büyükannesi olarak bilinen Abramovic, aslında “basit” şeyler yapar. Saçını tarar, konuşmadan oturur, çığlık atar veya uzun yürüyüşlere çıkar… Ancak bunları saatlerce, haftalarca hatta aylarca aralıksız sürdürür. Fiziksel ve mental tüm sınırlarını zorlamaktan çekinmez ve yaşadığı acı, döktüğü kan böylece ikonik performanslara dönüşür. Abramovic sanatçı ve izleyici arasındaki ilişkiye ve beden-zihin kapasitesine odaklanır. Sanatı için de kendi bedenini kullanır. 1970 jenerasyonu performans sanatçılarından bugün hala devam eden tek kişidir. En iyi bilinen performansları arasında, 1974 yılında gerçekleştirdiği, seyircinin önüne bıçak, tabanca, gül, ekmek gibi 72 objeyi koyup kendisine istediklerini yapabileceklerini söylediği Rhythm 0 ve günde 8 saat boyunca neredeyse 3 aylık bir sürede 1000 kişiyle konuşmadan sadece göz teması kurarak karşılıklı oturduğu, çoğunlukla seyircilerin gözyaşları içinde ayrıldığı 2010 MoMA performansı The Artist Is Present bulunur.

Kapak fotoğrafı kaynak: Portrait of Yayoi Kusama, 2017. © Yayoi Kusama. Courtesy of David Zwirner, New York; Ota Fine Arts, Tokyo/Singapore/Shanghai; Victoria Miro, London/Venice.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir