5 Akıcı Kitap Önerisi: Kapağına Aldanmayın Mutlaka Okuyun

Şimdi inanılmaz yüzeysel bir giriş yapıyorum; hazır olun. Bazı kitapların kapak tasarımları çok kötü. O kadar kötü ki; muhtemelen bir kafede elimde onlardan birini okurken görülmek istemem. Ama işte bu kitaplardan da müthiş akıcı ve özellikle gerçek dünyanın kaosundan kaçmak isterken sığınağımız olan kurguları bünyesinde barındıranlar var. 5 Akıcı Kitap Önerisi; özellikle okuma yolculuğunda tıkanmış hisseden ve itici bir güce ihtiyaç duyan ya da sonu gelmeyen bir kitaba mola vermek isteyen herkes için uygun. Tabii ki; bu kitap kapaklarını da beğenenler olabilir; itirazım yok. Bazı kitaplara görür görmez vuruluruz. Onları kapaklarından tanırız. Ama bazı tasarımlar, müthiş içerikleri yansıtmaz. Bu kitaplar da oldukça akıcı ama dışarıdan bunu pek de anlayamayacağınız türden sadece…

Bu beş kitabın kötü kapak tasarımı dışındaki ortak özellikleri ise; uzun süreler ‘çok satanlar’da yer almaları ama bunu bana kalırsa ciddi anlamda hak etmeleri, son dönemlerde basılmış olmaları (yani bu liste bir Orwell, Kafka veya Victor Hugo’yu es geçmiyor, sadece konsepti farklı). Ayrıca evet, kapağına göre kitap almıyorum ama almaya kalksam bunları aklımdan bile geçirmezdim. Yine de kötü kapak tasarımları bu nefis içerikleri gölgede bırakamaz. Keşke onlara hak ettikleri gibi içerikleri daha iyi yansıtacak ve sanat eseri gibi duran görseller eşlik etseydi. Ve işin görsel boyutu bir yana, sadece popüler olması o kitabı kötü yapmaz. Pek çok insanın (bazen benim de) önyargıya kapılıp; “Herkes okuyor ama” diye düşünmesi aslında çok da mantık çerçevesinde değil; bu kitaplar da popülerliğin her zaman kötü bir şey olmadığının kanıtı olsun.

Bunlara da göz atabilirsiniz:

Feminist Kitaplık 25 Kitap Önerisi: Türk Yazarlar

1 Günde Bitecek 10 Kısa Kitap Önerisi

George Orwell Kimdir?

Belirsizlik ve Değişimle Birlikte Güzel bir Hayat- Pema Chödrön

Yedinci Gün

Modern Çin Edebiyatı’nın en iyilerinden sayılan Yu Hua’nın okuduğum üçüncü kitabı olan Yedinci Gün; yazarın hüzünlü karakterlerine, çetin yaşam koşullarına ve sade diline aşina olanlar için biçilmiş kaftan. Şimdi o meşhur kitabı “Yaşamak”ı önereceğim bonus olarak. Kime önerdiysem ağlamaktan içi çıksa da; kültürümüze çok uzakta görünen Çinli bir adamın köyünde yaşadıklarını sanki bizden biriymiş gibi dinlediğimiz, içimizi parça pinçik eden olayları sahne sahne gözümüzün önünde canlandırabildiğimiz şahane bir eser. Üstelik kitap kapağı muh-te-şem. Sade, modern ve siyah-beyaz. Diğer bir Yu Hua kitabı olan “Kanını Satan Adam”ın kitap kapağı tasarımı ise Minimalizm’de zirve niteliğinde ama içerik derseniz; konu hayli ilginç olsa da fazla tekrarlar yüzünden uzayan, sıkan ve sonu gelmeyen bir okuma deneyimiydi benim için. O yüzden onunla zaman kaybetmeyin derim.

Dönelim Yedinci Gün’e. Kırk bir yaşında ölümle tanışan ana karakterin, öldükten sonra öteki dünyaya geçiş yapacağı yedi günlük süreci anlatıyor yazar. Bu süreçte karakterin çevresindeki pek çok insana direkt olarak veya dolaylı yoldan değiniyor. Ana karakterin kaybettiği insanlarla karşılaşması, yaşadığı pişmanlıklar, mutluluklar, masum hükümlüler, genç intiharcılar, ölüm ve ahiret üzerine düşündüren noktalarıyla; Yedinci Gün oldukça akıcı ve merak uyandırıcı bir kitap.

Bin Muhteşem Güneş

Bin Muhteşem Güneş, muhtemelen çoğunuzun çoktan okuyup bitirdiği, çok sevdiği ve tüm dünyada Uçurtma Avcısı ile başarıyı yakalayan Khaled Hosseini’nin bir diğer kitabı. Bu kitap tam da bu sebeple, yani kapak tasarımını kötülüğü ve herkesin okumasından dolayı, bir türlü elimin gitmediği bir kitaptı. İlk baskısından epey sonra, “çok satanlar”dan çıkınca okudum bu kitabı. Ve uyarıyorum; ağlamaya razı olanlar okusun. Bir çırpıda okumak, ara verince bile düşünmeye devam etmek, Meryem için üzülüp, Leyla için umut etmek garanti. Sanırım iki günde bitirdim ve Afganistan’da kadın olmanın ne kadar zor olduğunu; erken yaşta zorla evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, gerçek aile sevgisine muhtaç kalanların hikayeleriyle gördüm. Okudukça, bu yaşananların sadece kurgudan ibaret olmadığı gerçeği defalarca vurdu yüzüme.

Zamanı Durdurmanın Yolları

Bu sefer eğlenceli, merak uyandırıcı, “Ya benim başıma gelseydi” efektli bir kitap var sırada. Bu kitabı çok severek okudum ve pek çok satırın altını çizdim. Sıradan bir tarih öğretmeni gibi görünen 41 yaşındaki Tom Hazard, aslında nadir görünen bir hastalık yüzünden yüzyıllardır hayatta. Yani ölemiyor. Savaşlara, dönüşümlere, devrimlere tanık oluyor ama o asla ölemiyor. Uzak durması gereken tek mefhum ise; aşk. Zamanı, yaşamı, ihtimalleri düşündüren güzel bir kurgu.

“Zamanın verdiği bildik bir ders bu. Her şey değişir ve hiçbir şey değişmez. ”

Rosie Projesi

İşte bu en iddialı çok satanlardan biri ve tam bir akıcı kitap önerisi. Bill Gates’in okuduktan sonra arkadaşlarına da hediye ettiği, Jojo Moyes’in bir solukta bitmesin diye sindirerek okuduğunu söylediği cinsten… Aslında kapak görseli o kadar da batmıyor ama o yazı fontu falan… Bir de söylediğim bu yorumların kitabın önünü arkasını kaplaması bana itici geliyor işte ne bileyim. Ama konu eğlenceli. Dahi bir genetik profesörünün kendine en uygun kişiyi bulmak için geliştirdiği Eş Projesini ve belirlediği anormal kriterlerden geçebilecek ‘ideal kadın’ı bulma yolculuğunu konu alıyor. Ancak profesör; dağınık, her yere geciken veya sigara tiryakisi bir kadın hayal etmez ama projesi de pek umduğu gibi gitmez. Sonunda ne olacağı merakıyla acele acele okudum diyebilirim.

Kirpinin Zarafeti

Paris’te yaşayan, müzik, resim ve felsefe meraklısı elli dört yaşında kapıcı bir kadın, on üçüncü yaş gününde intihar etmeyi planlayan zeki bir kız çocuğu ve binadaki yeni komşu Japon bir beyefendiyi ortak paydada toplayan Kirpinin Zarafeti; adının ve kapağının çok ötesinde, düşündürücü cümleler sunan bir kitap. Sıradan insanların hayatlarını anlatan, sınıfların ve nesillerin engelleyemediği samimiyeti konu alan bir kitap. Diğer akıcı kitap önerileri ile kıyaslayınca biraz daha yavaş okunuyor ama bence yine de doyurucu bir anlatım sunuyor.

“Bedenin çöktüğünü, dostların öldüğünü, herkesin sizi unuttuğunu, sonun yalnızlık olduğunu unutmamak gerekir. Bu yaşlıların da bir vakitler genç olduğunu, bir ömürlük zamanın gülünç olduğunu, bir gün yirmi yaşında, ertesi gün seksen yaşında olunduğunu da unutmamalı.” 

Kapak görseli: freestocks on Unsplash

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir